Daha önce de defalarca yediğimiz ve vazgeçilmez damak tadımız MAKLUBE'yi bir akşam,üniversitede okuyan arkadaşlar tarafından yapılan yemek davetinde yedik. Bu leziz yemeği kaşıklarken bu işin online ve telefonla sipariş alınarak adrese teslim şeklinde hizmet sunulabileceği fikri aklıma geldi. Zahmetli,zor bir o kadar da zaman alan bu bereketli yemeği profesyonel bir ekiple daha az vakit ve daha az nakit harcayarak seri üretimle zaman ve ücret bakımından kolaylıklar sağlanarak yapılmasını düşündük. Ve İstanbul’daki tüm müşterilerimizin kolaylıkla sipariş verip,aldığı hizmetle alakalı istek ve şikayetlerini birebir iletebileceği bir platformun olması gerektiğini düşündük , böylece Maklubeyemegi.com müşterilerimizin hizmetine sunduk. Ayrıca maklube ile alakalı merak ettiklerinizi buradan öğrenebilir ve düşüncelerinizi burada çok rahat belirtebilirsiniz. Devamı...

Vejeteryan beslenme sağlıklı mı?

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Aytaç Ak, vejeteryan beslenmenin sağlıklı olup olmadığı konusunda merak edilen soruları yanıtladı.

Lakto-Ovo vejetaryenler: Hayvan eti tavuk ,balık,kırmızı et yemezler ancak yumurta ve süt ürünlerini tüketirler. Vejeteryanların %80-90’ı bu grubu oluştururlar.

Lakto vejetaryenler: Hayvan eti yemedikleri gibi yumurta, süt, yoğurt da tüketmezler.

Veganlar: Katı vejeteryan bu olan grup et, süt, yumurta tüketmedikleri gibi hayvansal hiçbir besin maddesini tüketmezler. Bal, dondurma, yoğurt, muhallebi gibi hayvansal ürünlerden yapılan besin maddeleri bu tür vejeteryanların yasakları arasındadır.
Bu üç ana grubun dışında, ovo-vejetaryen (süt tüketmeyip, yumurta yiyen), pesketaryen (hayvan eti olarak sadece balık tüketen) veya semi-vejetaryen (kırmızı et değil de beyazı tüketen) gibi değişik gruplar da bulunmaktadır.

Vejeteryan beslenme sağlıklı mıdır?

Vejeteryan beslenmeyi tek başına iyi veya kötü olarak nitelemek doğru değildir. Avantajlarını, riskli durumlarını iyi analiz etmek, eksikliği olması muhtemel besin maddelerini iyi bilmek gerekir. Vejeteryan beslenenlerin yaşam sürelerinin daha uzun olduğunu gösteren birçok araştırma bulunmaktadır. Sık görülen hastalıklar için vejeteryanlığı değerlendirirsek;

Kanser hastalığı açısından değerlendirildiğinde; vejeteryan beslenenlerin daha az kanser olduğuna dair araştırmalar mevcuttur. Et içindeki homosistein, pişirme şekilleri ile okside olan yağ asitleri birçok kansere sebep oksidan madde et tüketimi ile alınmış olur. Hayvanlara verilen hormonlar, antibiyotikler, kimyasal besin bileşikleri hayvanların otlaklardan aldığı kimyasallar, etin kanserojen yükünü anlamlı derecede artırır. Ayrıca salam, sosis, sucuk gibi nitrat koyularak yapılan besinler kanserojen besinlerdir.

Vejeteryanlar hem bu oksidan maddeleri almadıkları gibi anti oksidan E vitamini, C vitamini, karotenoidler, biyoflavonoidler alımları oldukça yüksektir. Bu maddeler kanseri engelleyen besin maddeleridir.

En sık ölüme neden olan kalp damar hastalıkları yönünden de vejeteryan beslenmek avantajlıdır. Kalp damar hastalığının en önemli risk kan değeri olan LDL kolesterolün (kötü kolesterol) vejeteryanlarda oldukça düşük olduğu önemli araştırmalarda gösterilmiştir. Vejeteryan diyetindeki hayvansal doymuş yağ oranının az alımı, homosistein alınmaması, posa, antioksidanların yüksek tüketilmesi bunun en önemli nedenlerindendir.

Ayrıca vejeteryan olanlarda daha az şişmanlık, diş çürümesi görüldüğünü söyleyen araştırmalar da mevcuttur.

Vejeteryanlığın sakıncaları var mı?

Evet var. Öncelikle değerlendirilmesi gereken bu hastalıklarda et tüketiminin katkısı olduğu ama bu katkının etin doğal içeriğinden çok hayvanların büyütülmesi, etin işlenmesi ve pişirilmesine kadar geçen süreçte gerçekleştirilen uygulamalardır.

İyi planlanmamış bir vejeteryan diyetinde et ve süt önemli derecede bulunan Fe, riboflamin, B12, protein, kalsiyum, çinko gibi besin öğeleri eksikliği görülebilir. Bu da bazı risk grupları için tehlikelidir.

Bu risk grubuna kimler girer?

Bu risk grubuna hamileler, bebekler ve çocuklar girer.

Vejetaryan hamileler için bir beslenme planı önerir misiniz?

Sabah: 2 dilim orta yağlı beyaz peynir, 1 haşlanmış yumurta, 2 tatlı kaşığı pekmez, 4-5 zeytin, ekmek, domates ve salatalık.

Kuşluk: Yarım çay bardağı kuru üzüm.

Öğle: 1 tabak kurubaklagil, 1 tabak pilav ya da makarna, salata, (2 dilim beyaz peynir, zeytinyağlı, 1 tabak sebze yemeği, 1 dilim kepekli ekmek.

İkindi: 1 muz ya da 1 su bardağı çilek, 1 kase yoğurt ya da 5 ceviz.

Akşam: 1 kase çorba, 1 tabak sebze yemeği, salata ( 2 dilim kaşar peynir), ekmek.

Gece: 20-25 kiraz veya yarım çay bardağı kuru üzüm veya 20 fındık, 1 kase yoğurt

Vejeteryan birisi kendinde bu besin öğelerinin eksikliğinin olup olmadığını nasıl anlar ?

Vejeteryansanız öncelikle kan sayımı (hemogram) ile kanınızı bir kez değerlendirtmelisiniz. Bu değerlendirmede demir eksikliği ve B12 bağlı anemi görülecektir. B12 vitamini sadece ette bulunur ve eksikliği unutkanlığa ve sinir sistemi hastalıklarına neden olur. Bu nedenle bir vejetaryan idrarındaki metil-malonik aside baktırarak kendisinde böyle bir eksiklik bulunup bulunmadığını kontrol ettirmelidir.

Vegan tarzı vejeteryanlar ise bu analize gerek duymadan B12 vitamin suplamentleri başlamalıdır.

Eğer halsizlik, yorgunluk, saç kaybı, deri döküntüleri, tırnak kırıkları, sık sık hastalanma, dudak–cilt lezyonları var ise ve vejeteryansanız bir uzmana danışmanız önerilir.

Ramazan ve Bayramda Sağlıklı Beslenme Önerileri

İftar vakti geldiğinde aniden ağır yemeklere yönelmek, sahura kalkmadan oruç tutmak, bayramın ilk gününde birden aşırı yemek yemek gibi beslenme hataları ramazan ayında ve bayramda size zor anlar yaşatabilir.

Memorial Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Duygu İbrişim, ramazan ve bayram süresince mide sağlığınızı korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Oruç tutarken sık karşılaşılan problemler, iftarda ve sahurda birden, aşırı miktarda yemek yenilmesi ve buna bağlı sindirim sorunlarıdır. Uzun süreli açlık, sıvı kaybı, tansiyon ve kan şekerinde düşüklüğe bağlı olarak yorgunluğa neden olabilir. Midede ağrı, yanma ve kabızlık bu dönemde en sık yaşanan şikayetlerdir.

ARA VEREREK YEMEK YİYİN

Yemeğe bir bardak su ve bir kase çorba ile başlamak en iyi yöntemdir. Sulu yumuşak gıdalar oruç sonrası sıvı ihtiyacını karşılar ve mideyi rahatlatır. Çorbadan sonra yemeğe birkaç dakika ara vermek açlık ve yorgunluk duygusunu azaltır. O zaman da her şeyden hızlıca ve bol miktarda yeme isteğini baskılamak kolay olacaktır.

İFTAR SOFRASI ÇOK ÇEŞİTLİ OLMASIN

Çorba sonrasında etli veya zeytinyağlı bir sebze yemeği ya da haşlama, buğulama veya ızgara et (kırmızı et, beyaz et veya balık) yanında haşlama sebzeler yenilebilir. Ekmek çok fazla miktarda olmadıkça hem doyurucu hem de hazmı kolaylaştırıcıdır. Makarna, pilav ve hamur işlerini az miktarda tüketin ve her iftarda masada bulundurmayın. Kompostolar, mevsim salataları, yoğurt, ayran ve cacık iftar sofralarının çok sağlıklı tamamlayıcılarıdır. Yemeklerin yavaş yenmesi ve iyi çiğnenmesi hem doymanızı kolaylaştırır, hem de sonrasında midede dolgunluk, ağrı, şişkinlik sorunlarını önler.

YEMEK PLANINI TOKKEN YAPIN

İftar alışverişini günün sonunda iyice aç olduğunuz bir zamanda yapmayın. Bu, her şeye daha çok özenmenize ve iştahınızın iyice açılmasına neden olur. Bir sonraki günün yemek planını bugünkü iftardan sonra yani karnınız tokken yapın.

İFTARLA SAHUR ARASI ÖZGÜRLÜĞÜNÜZÜ İLAN ETMEYİN

Akşam atıştırmalarında sütlü ve meyveli tatlılar, taze meyveler veya kuru meyveler ile birlikte az miktarda kuru yemiş, hem besleyici hem de yağlı hamur işlerine göre çok daha hafiftir. Bu dönemde sık sık su içmeyi unutmayın.

Yatmadan önceki son iki saat bir şey yemeyin. Böylece mideniz biraz boşalır, gece reflü ve sindirim sıkıntıları yaşamazsınız.

İFTARDAN SONRA YARIM SAAT YÜRÜYÜN

Yemekten iki saat sonra zamanınız ve hava koşulları uygunsa yarım saatlik bir yürüyüş daha zinde ve enerjik hissetmenizi sağlar. İftarın ağırlığını ve beyninizdeki yemek yeme dürtüsünü üzerinizden alır.

SAHURA KALKMAYI İHMAL ETMEYİN

Gece bolca yiyip yatmak ve sahura kalkmadan oruç tutmak sık yapılan bir hatadır. Yatmadan hemen önce aldığınız gıdalar sizin için kolayca alınacak kilolar demektir. Ayrıca sağlıksız bir uyku, reflü, midede yanma, ağrı, hazımsızlık, gaz yakınmalarını da beraberinde getirir. Dahası gün içinde sizi idame edecek desteği de sağlamaz.

SAHURDA SAĞLIKLI BİR KAHVALTI YAPIN

Ekmek, peynir, taze yeşillikler, haşlanmış yumurta (haftada iki gün), reçel, bal veya pekmez ile yapılan kahvaltı yeni gün için sağlıklı bir enerji verir ve acıkmanızı geciktirir. Sahurda su, süt, açık çay veya ıhlamur olarak bol sıvı almaya çalışın.

SUSUZ KALMAYIN

Vücudun susuz kalması ramazan ayında bağırsaklarında tembelleşmesine neden olur. İftar ve sahurda sulu yumuşak gıdaların ve suyun bol tüketilmesi, yeterli sebze meyve yenilmesi ve ağır yiyeceklerden kaçınılması bağırsak sorununu en aza indirecektir.

BAYRAMDA YEMEKLERE DİKKAT

Oruç sonrası normal beslenme alışkanlığına geçiş başlangıçta yadırganabilir. Bu da bazen düzensiz bazen de aşırı yemek yemeye neden olur. Bayram ikramlarının çoğunlukla şeker, karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek olan tatlı ve hamur işleri olduğu düşünülürse dengeli beslenme daha da zorlaşabilir. Sindirim sistemi sorunlarının bayramlarda daha sıklaştığı unutulmamalıdır. Bir diğer sıkıntı da bayram ertesi farkına varacağınız fazla kilolardır!

Sabah Kahvaltısı Alışkanlığına Geri Dönülmeli

Sağlıklı bir sabah kahvaltısı en değerli öğündür. Oruç günlerinden kalan alışkanlıkla sabah kahvaltısını atlamayın. Böylelikle yeni güne daha canlı başlarsınız ve daha geç bir saatte daha çok miktarda yemek istemezsiniz. Bayramda öğünlerinizin düzenli olmasına dikkat edin, ama porsiyonlarınız çok büyük olmasın.

Bayram Gezmelerine Dikkat

Bayram lezzetlerinin tadına bakmak hakkınız. Ancak bir gün içerisinde yiyeceğiniz miktarı sınırlamak gerekir. Özellikle arka arkaya yapılan bayram ziyaretlerinde sunulan her şeyi bitirmek zorunda hissetmeyin. Çay, kahve, konsantre ve gazlı içecekleri de ölçülü tüketmek gerekir. Bol su içmeyi ihmal etmeyin.

Bayramda Dinlenin

Oruç yorgunluğunu üzerinizden atmak için bayramda bol bol dinlenin. Bayram hazırlıklarında aşırıya kaçarak kendinizi hırpalamayın. Zinde ve güler yüzlü bir ev sahibi en iyi ikramdır.

ORUÇ TUTARKEN BAŞ AĞRISI ÇEKMEYİN

Sahura bağlı olarak uyku düzenin değişmesi, Ramazan’da uyulması gereken sağlıklı beslenme kurallarına bağlı kalınmaması ve uzun saatler süren açlık… Tüm bunlar Ramazan ayında baş ağrısının artmasına neden olan başlıca nedenler. Normal zamanlarda baş ağrısı şikayeti ile karşılaşmayan kimselerde bile Ramazan ayında bu rahatsızlık görülebilirken migren hastalarında baş ağrıları dayanılmaz bir hal alabiliyor. Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, “Oruç ve baş ağrısı ilişkisi” hakkında bilgi verdi.

Ramazan’ da baş ağrıları artıyor

Ülkemizde Ramazan ayında nöroloji polikliniklerine ve acil servislere, migren krizi nedeni ile başvuruların arttığı bilinmektedir. Aç kalmanın, öğün atlamanın veya oruç tutmanın, beyindeki hangi mekanizmayı tetiklediği bilinmemektedir. ABD’de 28 milyon migren hastası olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yüzde25’inin yani 7 milyonunun açlıkla veya öğün atlama ile nöbetlerinin başlayabildiği bulunmuştur. Birçok hasta aç kalmanın migren krizine yol açtığını söylemektedir.

Beslenmeye dikkat etmek önemlidir

Migrenin uzun yıllar sürecek ve ilaç kullanmayı gerektirecek bir hastalık olabileceği ve bu ilaçların ciddi yan etkilere neden olabileceği düşünülürse, migren atağını engelleyebilmek önem kazanmaktadır. Eğer migren ataklarını tetikleyen bir gıda varsa, ondan kaçınmak gereklidir. Beslenmeye dikkat etmek önemlidir. Eğer bazı gıdaların ağrıyı tetiklediği belirlenmişse ondan kesinlikle kaçınmak gerekir. Açlık migreni başlatabiliyorsa, düzenli bir şekilde sık küçük öğünler alınmalıdır. Bu nedenle açlığın tetiklediği migren ağrıları olan hastaların oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalıdır. Oruçlu iken ağrıyı çekmenin yanında, gerekli tedavinin yapılamaması da ayrı bir konudur. Oruçlu iken yaşanılan migren ağrısının maluliyeti, normal zamanda olabilecek migrenin maluliyetinden daha fazla olacaktır. Açlık ile migreni etkilenmeyen hastaların oruçlu olmaları problem yaratmaz.

Ağrı sırasında bulantı da olabilir

Baş ağrıları insanlığın en büyük problemlerinden biridir. Her insan hayatı boyunca en az 3 kez şiddetli baş ağrısı yaşamaktadır. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır.

Migren erkeklerin yüzde 6 ve bayanların yüzde18’inde görülür. Migren, ataklar halinde gelen, saatlerce sürebilen, genellikle başın bir tarafını tutan ve zonklayıcı tarzda ağrıya neden olan bir hastalıktır. Ağrı sırasında bulantı olabilir. Ayrıca hastalar ışığa, gürültüye ve kokulara karşı hassas olabilirler.

Migren atağını başlatabilen veya atak geçirme riskini artıran bazı özel durumlar vardır. Bunlara migren tetikleyicileri denilmektedir. Bunlar migrenin nedeni değildirler, fakat migrene neden olan sinir sistemi olaylarını aktif hale geçirirler. Her migren tetikleyicisi, tüm hastalarda ağrıya neden olmazlar. Aynı hastada da aynı faktör her zaman ağrıyı başlatmayabilir. Baş ağrısı günlükleri tutarak, bu tetikleyici faktörleri belirlenebilir. Eğer bir tetikleyici belirlenebilmişse, ondan kaçınarak atak riskini azaltmak mümkün olabilecektir.

Kilo vermek için sadece meyvelere güvenmeyin!

Özellikle yaz mevsiminde kilo vermek için yapılan en büyük hatalardan biri de, tüm gün yemek yemek yerine meyve yiyerek daha az kalori almaya çalışmaktır. Oysaki, gün boyu tüketilen meyve de, günlük almanız gereken kaloriyi karşılamaya yetebilir. Yani sadece meyve yiyerek kilo verme isteği hüsrana dönüşenler tartı ibresinin düştüğünü kolay kolay göremez.

Mevsim gereği birbirinden güzel yaz meyveleri sofralarımızı süslemeye başladı. Canlı canlı renkleri ile sıcakların arttığı şu günlerde içimizi ferahlatan yaz meyvelerinin sağlığa katkıları da saymakla bitmiyor. Özellikle yaz meyvelerinin kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin oluşumunu engellediği biliniyor. Meyveler aynı zamanda iyi birer vitamin, mineral ve enerji kaynağıdır. Büyüme ve gelişmeye yardım eder, hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlar. Unutulmaması gereken bir nokta, meyvenin yeterli miktarlarda tüketilmesi gerektiğidir. Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Şefika Aydın, kilo vermek için iyi bir seçenek gibi görünen, ancak yanlış uygulandığında aksine kilo alımına neden olan meyve diyeti ve kilo kontrolü için meyve tüketirken, dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi:
Meyveler, gereksinimden fazla tüketildiğinde, fazladan enerji alımına sebep olacağından, kilo kontrolüne ters etki yaratabilir. Çünkü basit karbonhidrat içeren besinlerdir. İçinde fruktoz denilen meyve şekeri vardır. Meyveler fazla yendiğinde, fazla kalori alınmasına neden olur. Bu fazla kalori de kilo olarak geri döner. Bu yüzden meyve tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Bir kişinin bir günde yemesi gereken meyve miktarı, üç-beş porsiyon arasında değişir. Bunu değiştiren faktör kişinin yaşı, cinsiyeti ve alması gereken kalori ile ilgilidir. Bu porsiyon miktarını gün içine dikkatlice dağıtmak gerekir. Çocuklarda ve büyüme çağında meyvenin günde en az 3 porsiyon yenmesi gerekir. 1 porsiyonu gösteren örnek miktar; 1 küçük boy elma, armut, şeftali veya 1 çay bardağı kiraz, erik veya çilektir. Karpuz, kavunun 1 porsiyonu 2 parmak kalınlığında kesilmiş 1 ince dilim miktarıdır. Yetişkinlerde ise 2-3 porsiyon alımı yeterlidir.

Meyvenin çok çabuk acıktırdığını unutmayın
Meyveler, içeriğindeki karbonhidratın türü basit olması sebebi ile daha bilinçli tüketilmelidir. Çünkü basit şeker içeren besinler kan şekerini hızla yükseltip hızla düşüren etkiye sahiptir. Bu bağlamda meyvelerin glisemik indeksi göz önünde bulundurulmalı. Örneğin incir, muz, karpuz, kavun ve üzümün glisemik indeksi diğerlerine oranla daha yüksektir ve daha çabuk acıktırırlar. Elma, armut ve şeftali gibi meyveler ise glisemik indeksi düşük olanlarıdır. Glisemik indeksi yüksek olan meyvelerin tüketilmesi yasak değildir ama miktarını iyi ayarlamak gerekir. Unutmayın; meyvelerin, sıklığını ve miktarını doğru ayarladığınız sürece vücuda olumlu getirileri vardır.

KİLO VEREYİM DERKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN

Siz de mi fazla kilolarınızdan rahatsızlık duyuyorsunuz? Bir an önce bu sorununuza çözüm mü bulmak istiyorsunuz? Aman dikkat! Fazla kilolarınızı kaybederken, sağlığınızı da kaybetmeyin! Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. İpek Ağaca, sağlıklı kilo verme önerilerini sıraladı.

Kısa sürede hızlı kilo vermek isteyen kişiler tarafından uygulanan ŞOK diyetler, bireylerin sağlığını pek çok açıdan bozmaktadır. Çok düşük kalori içeren bu diyetler; gazetelerde, dergilerde, internet sayfalarında, televizyonda ve daha pek çok yerde karşımıza sık sık çıkmaktadır.

Örnek vermek gerekirse: ‘Karbonhidrat Diyeti’, ‘Manken Diyeti’, ‘Hollywood Diyeti’, ‘Sulu Diyet’, ‘Ev Kadını Diyeti’, ‘Kalça incelten diyet’, ‘Göbek eriten diyet’, ‘Şifalı Otlar Diyeti’ şeklindeki diyetler. Bunlar piyasada dolaşanların sadece çok küçük bir kısmıdır. Hepsinin ortak yönü, sağlıksız olmaları ve pek çok hastalığa sebebiyet vermeleridir.

Bu tür diyetler pek çok yanlış unsur içermektedir. Örneğin: ‘Karbonhidrat Diyeti’nde sadece karbonhidratlı besinler yer almaktadır. Fakat; şunu asla unutmayın: Tek yönlü beslenmek yanlıştır. Doğru olan; Besinlerle birlikte Karbonhidrat, Protein, Yağ, Vitamin ve Mineralleri gerektiği miktarlarda almaktır. Yani her bir öğün, bu 5 besin öğesini de yeterli miktarlarda içermelidir.

‘Göbek eriten diyet’, ‘Kalça incelten diyet’ şeklindeki cezbedici adları ile kişilerin ilgisini toplayan bu diyetler de; tamamen kandırmacadır. Unutulmaması gereken bir nokta daha: Diyetle bölgesel kilo vermek mümkün değildir. Bölgesel zayıflama, ancak diyetle birlikte uygulanan egzersizle sağlanacaktır.

Bu tarz ŞOK diyetlerin ortak özellikleri nelerdir?

Bireye özgü değildir.

Kısa sürede hızlı kilo kaybı vaat eden ‘sihirli - şok’ diyetlerdir.

Kişinin gereksinimine göre düzenlenmemiş, kontrol altında yapılmayan ‘ÇOK DÜŞÜK KALORİLİ’ diyetlerdir.

Monoton ve can sıkıcıdır.

Kişiye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmaz.

Gerçek kilo kaybı yerine sadece su kaybına neden olabilir (özellikle diüretik ilaçlar kullanımıyla).

Peki; Bu diyetleri uygulayan kişilerde ne gibi sağlık sorunları görülebilmektedir?
Baş ağrısı, sinirlilik

Konsantrasyon bozukluğu

Yorgunluk, uyuşukluk hali

Kalp çarpıntıları

Hipotansiyon (Düşük tansiyon)

Bulantı, kusma

Kabızlık, Diyare (İshal)

Karında şişkinlik

Safra taşları

Bayanlarda Menstrüasyon düzensizliği

Soğuğa karşı duyarlılık

Kuru cilt

Saç dökülmesi

Vücutta elektrolit dengesizliği

Yüksek Kolesterol

Ürik asit düzeyinde yükselme

jöle deyip geçmeyin, faydaları çok

Avustralyalı araştırmacılar, yoğurtlarda ve jölelerde kullanılan gıda koyulaştırıcı maddenin yapay kas yapımına yardımcı olduğunu açıkladılar.

Journal Soft Matter isimli dergide yer alan çalışmada, Wollongong Üniversitesi'nden araştırmacılar, Pseudomonas elodea isimli bakteri tarafından üretilen ve biopolimer olan gellan gum isimli kıvam arttırıcı madde kullanarak yapı iskelesi yaptı. Bu maddenin evde kıvam artırıcı olarak kulanıldığını, özellikle birçok yoğurt ve jölede bulunduğunu açıklayan araştırmacılar, gellan gum'ın kısmen faydalı olduğunu, çünkü hücrelerin yaşaması için iyi bir sıcaklık olan 37 derecede bu maddenin jelleştiğini kaydettiler.

Bu dokulardan biri yapay kalp kası geliştirilmek için deneniyor. Örneğin, kalp krizi geçiren bir kişide kalbin hasar gören bir parçasının yerine kullanılmak üzere yapay kas geliştirilmeye çalışılıyor.

Diğer araştırmacılar tarafından yapılan deneyler kalp hücrelerinin uygun kalp atışı dokusu oluşturmak için elektriksel olarak harekete geçirilmesi gerekiyor. Araştırmacılar da, elektriği ileten karbon nanotüplerle gellan gum'ı karıştırarak bir yapı iskelesi yaptılar. Gellan gum ve karbon nanotüpler üzerinde başarılı bir şekilde fibroblast (Olgunlaşmamış bağ doku hücresi) geliştiren uzmanlar, karbon nanotüplerin güvenliği hakkında henüz cevaplanmamış sorular nedeniyle bu işleme güvenemiyorlar.

Harika ikililer!

Bilim adamları ’İkisi bir arada’ tüketicilince etkileri katlanan gıdaları belirledi

ELMA + ÇİKOLATA: KALBİ KORUR ALERJİYİ ÖNLER

Elma, yüksek enfeksiyon giderici etkisi olan kuersetin bakımından zengin bir meyvedir. King’s Collage London’ın beslenme profesörlerinden Tom Sanders, kuersetinin Alzheimer, Parkinson ve kanser gibi rahatsızlıkları önleyici etkisi olduğunu belirtti. Çikolata ise, damar sertliği ve kanser riskini azaltıcı etkiye sahip. National University of Singapore’un beslenme uzmanları, birlikte tüketildiğinde etkilerinin arttığını belirtti.

YABANMERSİNİ + ÜZÜM: KANSER RİSKİNİ VE KOLESTROLÜ DÜŞÜRÜR

St.George’s Hospital London’un dietisyenlerinden Cath Collins, C vitamini bakımından zengin olan bu iki meyve birlikte tüketildiğinde kanser riski ve kolestrol oranı düşüyor.

DOMATES + AVOKADO: DNA’YI ONARIR, KALBİ KORUR

Domates, likopen açısından zengin bir sebzedir. Dietisyen Lyndel Costain sağlıklı yağ oranı yüksek avokado likopenin daha iyi emilimini sağlarken, vücudu daha dayanıklı kıldığını açıkladı.

YULAF + PORTAKAL SUYU: ATARDAMARLARI TEMİZLER

US Department of Agriculture araştırması, ikilinin atardamarları temizlemede ciddi etkisinin olmasının yanında kalp krizini önlemede de oldukça etkili olduğunu ortaya çıkardı.

LİMON + LAHANA: KASLARI GÜÇLENDİRİR

Tom Sanders C vitamini de sebzelerde bulunan demirin vücut tarafından daha iyi emilimini sağladığını açıkladı. Ayrıca sebzelerden alınan demir, limonla desteklendiğinde balık ve kırmızı etten alınan demirle eşit bir forma bürünüyor.

KAVUN + YUMURTA: HAZIMSIZLIK VE DİYABETİ ÖNLER

En önemli protein depomuz yumurtanın kavunla beraber tüketildiğinde ekstra bir faydası daha var. Dietisyen Lyndel Costain, bu ikilinin insulin ve kan şekerini düşürdüğünü ve karbonhidratların daha yavaş emilimini sağladığını açıkladı.

BROKOLİ + DOMATES: PROSTAT KANSERİ RİSKİNİ AZALTIR...

Araştırmacılar brokoli ile domatesin prostat kanseri riskini azalttığını ve bunun erkekler için önemli olduğunu açıkladı.

Günde bir bardak vişne suyu

Günde bir bardak vişne suyu vücudun günlük antioksidan ihtiyacını karşılamaya yetiyor...

Yakut kırmızı rengi ile re

çelini yemeğe alıştığımız vişne, içerdiği mineral ve vitaminler sayesinde, birçok hastalığa karşı koruma kalkanı yerine geçiyor. İçeriğinde bulunan ve meyveye kırmızı rengini veren “antosiyanin” ise vişneye hücre yenileme yani antioksidan özelliğini kazandırıyor. Günde bir bardak vişne suyu tüketimi ile vücut günlük antioksidan ihtiyacını karşılıyor.

Farkında olmadan yedikleriniz

Beslenme tarzımız, yemek yeme şeklimiz, nasıl doyup doymadığımız aslında alışkanlık haline getirdiğimiz davranışlardır. Çoğu zaman gün içinde ne yediğimizin farkında bile olmayız. Bunu en çok birden fazla kişiyle görüşmeler yaptığımda gözlemliyorum. Herhangi bir yiyeceği yediğini hatırlamayan birine eşi, arkadaşı veya bir yakını hatırlattığı zaman gerçekten beynimizin bunu hafızadan silmiş olabileceği doğru mudur? İşte bu noktada farkında olmadan elimizin gittiği yiyecekler vardır.

Beyni geliştirecek beslenme!

Genellikle kalp için yararlı olan yiyeceklerin beyin içinde faydalı olduğu kabul edilmektedir. Çünkü optimal sonucu sağlayabilmek için her iki organ içinde oksijen akışının sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle kalp rahatsızlıkları ve zihinsel gerilik bir arada ilerlemektedir.

Antioksidan açısından zengin besinler; nar, üzüm ve yaban mersini suyu beyini radikal zararlardan korumaktadır. Aynı zamanda omega 3 yağ asitlerinin bulunduğu balık, yapraklı yeşillikler ve ceviz nöronlar arasında iletişime destek olmaktadır.